DOĞU TÜRKİSTAN’DA KADIN OLMAK
Doğu Türkistan'da yaşanan zulüm, kadınlara, kızlara ve çocuklara yapılan işkenceler. İnsan onurunun incitilmesi...
‘‘Dünya hanim-kizlarning méhniti(emeği) bilen(ile) güzeldur.’’
Ne tatlı seslenişi var değil mi Uygur Türkçesi’nin. Ve yine ne tatlı bir doğası vardır Uygur hanım kızlarının: Bilgili, erdemli, tatlı dilli, güler yüzlü, çiçek gibi… Bu tatlı doğalarının Çinlilerce yok edildiğini düşündükçe yüreklerimiz paramparça oluyor. Namuslarına göz diken Çinli erkekler karşısında buz kesilen bedenleri, korkudan donup kalan o badem gözleri, maruz kaldıkları işkencelerden yitiveren akılları, solup giden o tatlı gülüşleri…
Kamp tanığı kadınların anlattıkları kan donduruyor. Doğu Türkistanlı Tursinay Ziyavudin; ‘‘Şeytani akıllarına gelen ne varsa yaptılar ve vücudumun hiçbir yerini esirgemediler. Sadece tecavüz etmediler. Barbarlardı. Bütün bedenimi dövdüler. Elektrikli coplarla mahrem yerlerime elektrik şoku vererek işkence yaptılar. O kadar çok ısırıldım ki korkunç görünüyordum.’’, diye gözyaşlarıyla anlatıyor kamplarda yaşadıklarını.
Diğer bir Doğu Türkistanlı kadın ise Çinli erkeklerin seçtiği Doğu Türkistanlı kadınları soyundurup kıpırdayamayacakları şekilde yatağa kelepçelemek zorunda bırakıldığını gözyaşlarıyla anlatıyor.
Emeği sömürülüyor, geleceği karartılıyor, hayalleri çalınıyor Doğu Türkistanlı kadınların. Evlerinden, eşlerinden, çocuklarından, yurtlarından koparılıyorlar. Kaşgar’dan, Hoten’den, Urumçi’den toplanan Doğu Türkistanlı hanım kızlarımız Çin’in içlerine götürülüp Çinlilere hizmetçi, kul, köle ediliyorlar.
‘‘Şangay inler iken Urumçi darda,
Her bir Türk inlerken başka diyarda
Gün gelir ki güneş doğar Kaşgar’da
İsa Yusuf Alptekin’i unutma
Kardeşin ölürken lal olmazsın
Üç para dünyaya kul olamazsın.’’
Cemal Divani
Doğu Türkistan’da kadınlar öylesine alçaltılıyorlar, ruhları ve bedenleri öylesine bir hakarete, şiddete, iğrençliğe maruz bırakılıyor ki ‘‘Beni öldürün!’’ diye yalvarıyorlar Çinli polislere.
Aile üyeleri kamplarda olduğu için sahipsiz kalan binlerce Doğu Türkistanlı çocuk ya donarak ya da açlıktan ölüyor. Bazıları kaçırılıyor sonra yol kenarlarında organları çalınmış bir şekilde cansız bedenleri bulunuyor. Annelerinin kendi gözünden sakındığı çocuklarının canlı canlı kalpleri sökülüyor, gözleri oyuluyor, derileri yüzülüyor. Bir kadın için daha acı verici ne olabilir ki?
Genç Uygur kızları Çinli erkeklerle evlendiriliyorlar. Karşı çıkanın kendisi ve ailesi kamplara atılıyor. Türlü işkencelerle yaşamları söndürülüyor. Eşleri toplama kampında olan Doğu Türkistanlı kadınların yatağına Çinli erkekler sokuluyor. Çocuklarının gözü önünde tecavüze uğrayan bir kadına, bir anneye bundan büyük kötülük, bundan korkunç işkence olabilir mi?
Bütün bunlara karşın var gücüyle mücadele etmektir, zalime karşı dik durabilmektir, inancını yitirmemektir Doğu Türkistan’da kadın olmak. Türk olmanın bilinci, inançlarının gücüyle küllerinden doğmaktır. Bağımsızlık ateşini hiç söndürmemektir Doğu Türkistan’da kadın olmak!




0 Yorum