TÜRKLER’İN DON KİŞOT’U ÖLDÜRÜLDÜ PEKİ ŞİMDİ NE OLACAK
Türkiye’de farkındalığı olan insanlar, uyarıyorlar. Teorisyenler gelecek ile ilgili. Terör uzmanları, ülkede ki tansiyon ile ilgili. Gıda araştırmacıları, biyo terör… vs. kaygılarını dile getiriyorlar. Bir eğitimci, çizer olarak tezim şu ki bir ülkeyi felç etme yöntemlerinden biri de, o ülkenin Don Kişot’unu öldürün. Peki niye bu kadar önemli, bu Don Kişot!!! Bir defa, istatiksel olarak, İncil'den sonra en çok okunan kitap.
Don Kişot’a dair kitaptan gravüre, plaktan afişe, heykelden bibloya kadar toplayacılık-koleksiyon yapan Arif Künar, ile bir röportajı okudum.
Röportajdan kısım: …Yaklaşık on yıldır Don Kişot kitaplarını topladığını söyleyen Künar, Don Kişot ile tanışmasını şöyle anlattı: “ben küçükken Köroğlu, İnce Memed gibi macera ve kahramanlık içeren hikayeler çok yaygındı. Köroğlu ve İnce Memed gibi Türk kahramanlarına hayrandım. Bunlar soluksuz okuduğum kitaplardı. O sırada Don Kişot’un çocuk baskısı elime geçti. Onu okudum ve çok etkilendim. Yıllar sonra da Don Kişot’ a dair bulabildiğim kitap, heykel, obje, plak, afiş ne varsa toplamaya başladım.”
Don Kişot ile asıl yola çıkışının 1993 yılında başladığını söyleyen Künar, “Çernobil Nükleer Santral Faciası’nda yaşananlardan sonra bir grup çevreci, nükleere santrallere karşı bir hareket başlattık. Talebimiz Türkiye’de rüzgar ve güneş enerjisi kullanılması, enerji verimliliği yapılmasıydı. Pablo Picasso’nun 1955 yılında çizdiği dünyaca bilinen Don Kişot tablosu buradaki simgemizdi. Biz o tablodaki yel değirmenlerini çıkartıp, yerine nükleer santral bacaları koyduk. Artık nükleer santralara karşı savaşan Don Kişot veya Don Kişotlar vardı” dedi.
… Künar, “Türkiye’de enerji verimliliği, sürdürülebilir şehirler ve bu şehirlerdeki yeşil binalar üzerine çalıştım ve halen çalışmaktayım. Bu çalışmalara henüz sıcak bakmayan inşaat firmaları ve bürokrasiyle kendimce bir mücadele içindeydim. Tabi bu mücadele sürecinde sürekli çaba halindeyiz; yazıyoruz, çiziyoruz ve anlatıyoruz. Sürekli koşuşturma içindeyim, ancak bir yere kadar gidebiliyorum, başarabiliyorum, çünkü karşıma yine yel değirmenleri çıkıyor. Ben de kendimi, Türkiye’de bu alanda mücadele eden bir Don Kişot gibi hissetmeye başladım ve bu bana motivasyon veriyor. Don Kişot, nasıl inandığı davası karşısında hep yenildiğinde ayağa kalkıp kaldığı yerden devam ediyorsa, ben de aynı şekilde sürdürdüğüm çalışmalarda çok fazla kaybettim ama devam ediyorum, hala uğraşıyorum” ifadelerine yer verdi. …
Peki bu nasıl bir motivasyon. Bu sevgi dolu, kreatif düşünebilen, cesaretli fantastik kafaların modudur.
Battal Gazi, Hazerfen, Atatürk, Nuri Demirbağ, Barış Manço, Aziz Sancar ve daha nicelerin yaşam tarzıdır.
Peki bu ruh nasıl öldürülür. Yavaş yavaş ve sistematik olarak. Ta, 16.yy Kadızade’lerden gelen fukahalık davası. 2. Mahmut’un yeniliklerinden ötürü, gavur padişah ilanından, 31. Mart vakası bu sistematik çöküşün kilometre taşlarıdır. Cumhuriyet dönemi ise, 1960 Darbesi, 1980 Darbesi Muhtıralar: 1971, 1997, 2007, Darbe girişimleri ve ayaklanmalar: 1962, 1963, 1969, 1971, 2016…
Neticesinde, darbeler ile korkutulmuş toplum modu. Toplumda görülen somut, sosyolojik facia niteliğinde örnekler: “Felsefe yapma konuşma, siyaset yapma, partisini eleştirmeyi hakaret algıla, eleştirilemez liderler, davalar, sağ sol, alevi sunni, Türk Kürt ve daha nice kutuplaşmalar vs.
Sonuçta, bırakın Don Kişot’luğu psikolojisi sağlıklısız, üretemeyen, gelecek kaygılı bir toplum durumuna gidiyoruz.
Don Kişot’un öldüğü toplumu düşünmek George Orwell’İN 1984 romanındaki toplum modudur. Emperyalizmin gerçek zaferidir. Çünkü bir millet ki dört yandan kuşatılmış olsun kaybettiği davadan dahi kahramanlar doğurur. Fakat Don Kişot’suz toplum kaybetmenin dahi farkına varamayan ütopik felç durumundadır.
Haftaya: Don Kişot’u dirilten toplumlar.
HRC MEDYA




0 Yorum